Home » Bahar Altay, Haberler » Lorca ve Dali İçin ‘ Küçük Küller’

Lorca ve Dali İçin ‘ Küçük Küller’

little_ashes01
‘‘ Kumsalda çıtırdayan şeylerin ve küçük küllerin resmini çizerken beni düşün.
Ah, benim küçük küllerim.
İsmimi de resmin köşesine yaz ki bu dünyada hatırlanabileyim.’’
                                   Federico Garcia Lorca’ dan Salvador Dali’ ye

 

 

Federico Garcia Lorca denince akla, köylünün ve işçinin şairi, halk ozanı, Franko’ cuların katlettiği büyük İspanyol şair gelir.

Salvador Dali denince gelmiş geçmiş en büyük sürrealist  İspanyol ressam, dahi-deli.

Bu iki insanın zamanında aynı okulda bir süre eğitim aldığı, ortak sanat çevrelerinde oldukları ve yakın dost oldukları da bilinir.

Peki ikisinin birbirine duyduğu ‘özel ilgi’ ‘aşk’ ? Bu, pek bilinmez. Bilinse de hor görülmeye, söylentiye açık bir durum olduğu için belki de göz ardı edilir, önemsenmez.

Paul Morrison’ ın  2008 yapımı Little Ashes ( Küçük Küller) adlı filmi, Lorca ve Dali’ nin gençlik yıllarını, dostluklarını, yakınlaşmalarını ve uzaklaşma-ma-larını anlatan, Lorca ve Dali’ yi daha yakından tanımaya olanak sağlayan incelikler üstüne kurulu bir film. Lorca’ yı Javier Beltran, Dali’ yi ise bu günlerin popüler oyuncusu Robert Pattinson’ ın canlandırdığı düşünülecek olursa film, daha bir dikkat çekici olabilir.

 

Federico Garcia Lorca

 

Denizin, ırmağın, ormanın, çiçeğin ve böceğin şairi, aynı zamanda oyun yazarı, müzisyen, ressam ve piyanist olan çok yönlü, ince ruhlu Lorca 5.Haziran.1898’de Gırnata’nın yakınındaki Fuente Vaqueros’ ta doğdu. Ailesi Endülüs kökenli, liberal, kültürlü ve varlıklıydı. Henüz iki aylık bir bebekken geçirdiği bir rahatsızlık, onun hayatı boyunca hafif topallamasına sebep oldu. Yine bu rahatsızlığın bir sonucu olarak ‘çok kadınlı’ bir ailede anne, teyze, büyükanne, dadılar tarafından şımartılarak büyütüldü.

1914’de liseyi bitirip, edebiyat ve hukuk fakültelerine kaydını yaptırdı. 18 yaşına değin kendini tümüyle müziğe veren, beste yapan ve piyano çalan Lorca, edebiyat, müzik ve resim tartışmalarının yapıldığı, aydın gençlerden oluşan ‘ Rinconcillo’ adlı sanat çevresinde yer aldı. 1917 Şubat’ın da ilk yazısı ‘ Simgesel Fantezi’ yi yayımladı. 1918 yılının Ocak-Mart döneminde kaleme aldığı şiirlerinde, zevklerinin onu artık kadınlardan uzaklaştırdığını acı ile anlattı. Ardından aynı yılın Nisan ayında Gırnata’da masraflarını kendi karşılayarak ilk kitabı ‘ İzlenimler ve Görünümler’ i yayımladı. 1919 yılında Madrid’de ki öğrenci yurduna yerleşti. Bu yurt yeni düşüncelere açık liberal bir kolej gibiydi. İngilizce kültür egemendi. Luis Bunuel’ le dostlukları burada başladı. Büyük bir hayran kitlesine sahip, şiirler okuyan ve piyano çalan genç bir adamdı. 1921 yılında Şiirler Kitabı’nı yayımladı. 1922 yılının sonlarında Dali ile tanıştı ve kısa sürede yakın dost oldular. 1923 yılının 6 Şubat’ın da (bu İspanya’da armağanlar günüdür) kendinden 22 yaş küçük genç Manuel de Falla ile beraber 100 kadar çocuk için kukla ve müzik gösterisi düzenledi. 1923 yılında hukuk fakültesinden mezun oldu. 1925 yılının Nisan ayında Salvador Dali’ nin konuğu olarak Katalonya’ ya ilk yolculuğunu yaptı. Bu yolculuğu takip eden aylarda ‘Karşılıklı Konuşmaları’ ‘Şarkılar’ ın son bölümünü, ‘Asalı Eros’u kaleme aldı. 13.Şubat.1926’da ‘Şiirsel İmge’ konulu çok önemli bir konferans verdi. Aynı yılın Nisan ayında ise ‘Salvador Dali’ ye Ode’ adlı şiirini yayımladı. 1927 yılında ise Dali ile beraber Mariana Pineda’ nın giysilerini ve sahne dekorlarını çizdiler. 1928 yılının Temmuz sonu Çingene Destanı’nı ( Çingene Romansı-Romancero Gitan) yayımladı ve yapıt, büyük bir başarı kazandı. Aynı dönemde kendisini perişan eden ‘duygusal bir yıkım’ yaşadı ve üstesinden gelebilmek adına tamamen kendini çalışmaya verdi. Bir dönem New York ve Küba’da bulundu. 1931 yılında Kanlı Düğün’ü yazdı. 8.Mart.1933 yılında oyunu sahnelendi. Böylelikle Lorca ekonomik yönden ailesine bağımlı olmaktan kurtuldu. Sonrasında Yerma’ yı yazdı ve sahneledi. Özellikle bu iki oyun sahnelerin en gözde yapıtları haline geldi. Lorca, toplumsal sorunları tiyatro oyunlarıyla izleyicilerin önüne getirmeyi amaçladı. 1936 yılında yazarların faşizmi kınayan bildirisini imzaladı.

Lorca’nın Ölümü

 

Lorca 19.Ağustos.1936 yılında Fronco’nun faşist askerleri tarafından 38 yaşında öldürüldü. Bu, herkes tarafından bilinen kısmı. Lakin biraz Armand Guibert’ in satırları ile detaylandırmak gerekirse ; Lorca çocukluğunu geçirdiği Gırnata’da biraz kalmak ister. Dostu genç piyanist Medina ona ‘ Bende kalabilirsin’, der. Lorca onda konuk olur. Bir gün eve döndüğünde piyanist dostunun dış kapının önünde öldürülmüş olarak bulur. Bu tür vahşetlere yabancı, temiz yürekli şairimiz, oradan hemen uzaklaşacağı yerde durumu polise haber verir. Ve Fronco’ nun ulusal muhafızları bir gece gelip, pijamasıyla, yalınayak götürürler şairi. Sabahın alacakaranlığında Lorca, kurşunlarla delik deşik yere yığılır. Yerli halkın ‘Gözyaşı Kaynağı’ adını verdiği eski bir su çukurunun içinde delik deşik bulunur.

Bir şiirinde kahin Lorca sanki ölümünü de önceden görmüş gibi şöyle yazar :

‘‘ Burada bu akşam sazlıklarında

    Ne garip Federico adında olmak’’

 

Lorca’ya Özel Detaylar

 

Şiirde, politikada, ahlakta modernliği savundu Lorca. Eşcinsel olması Katolik Kilisesi ile arasını açtı. Şair kavramını ‘acılar çekmesi gereken bir kimse’ diye tanımladı.

Her zaman Nazizme, milliyetçiliğe karşı durdu. Fronco’cuların masumları katlettiğine inandı.

Ölümün rengi hep beyazdı Lorca için. Bu yüzden kıyafetlerinde, ev dekorasyonun da beyaz tercih etti genelde.

Şiirlerinde ölüm-yaşam, verimlilik-kısırlık ana temaları oldu. Rimbaud gibi onun şiirlerinde de çiçeklerle hayvanlar insanlarla konuştu durdu.

 

Salvador Dali

 

Asıl adı Salvador Felipe Jacinto Dali Domenech olan Dali 11.Mayıs.1904 yılında İspanya’nın Katalonya bölgesindeki Figures kentinde dünyaya geldi. Kendinden 9 ay 10 gün önce ölen erkek kardeşinin adı olan Salvador ismini aldı. Bu olay Dali’nin varoluşunu derinden sarsan belki de onu hem dahi hem deli kılan en temel meselelerden biridir. Şöyle ki psikolojideki tanımı ile Dali ‘ikame çocuktu’. Yani çocuklarının ölümünden sonra onun boşluğunu doldurmak amacıyla dünyaya getirilen çocuk. Ailesi onun odasında daima İsa’nın yanında ağabeyinin de resmini bulundurdu. Düzenli olarak mezarını ziyarete gittiler. Dali kimliği konusunda o günlerden bir karmaşa, zihninde bir düzensizlik yaşamaya başladı. Erkek kardeşi 22 aylık bir bebekken ölmesine rağmen Dali bunu ‘‘ Ağabeyim ben doğmadan 3 yıl önce 7 yaşındayken menenjitten öldü’’ diye öykülendirdi. Kendince öyküyü değiştirip böyle bir hayal yarattı ve buna inandı. Ailenin kadınları Dali’ ye bir şey olmaması adına fazlasıyla üstüne düştüler. O da Lorca gibi ‘çok kadınlı’, şımartılarak büyütüldü.

1921 yılında annesini kaybetti. Bu kayıp bazı kaynaklarda Dali için büyük bir yıkım gibi lanse edilse de, çocukluğundan getirdiği anılar ve takıntılar nedeniyle Dali’nin ne annesine ne babasına ne de kız kardeşine çok da dostane hisler beslemediği aşikardır.

1922’de Madrid’e taşındı. San Fernando Güzel Sanatlar Okulu’na yazıldı. İlk eserlerinde kübizm/dada iz etkiler barındırdı. Burada Luis Bunuel ve Federico Garcia Lorca ile dost oldu. 1923 yılında tutucu profesörlerin atanmasını protesto ettiğinden okuldan uzaklaştırıldı. Aynı yıl anarşist gösterilere katıldı, tutuklandı, göz altına alındı. Barselona’da ilk kişisel sergisini açtı ve eleştirmenler tarafından ilgi ve şaşkınlıkla karşılandı. 1926 yılında Paris’e gitti. Picasso ile tanıştı. Paris gezisi sonrasında ise okuldan tamamen kovuldu. Çünkü  sınav  yapanların kendisini yeterince değerlendirebilecek yetide olmadığını savundu. Ekim 1927’de askere alındı. 1928’de ise moderniz mi ve fütürizmi savunan ‘ Sanat Karşıtı Katalan Manifesto’yu yazdı. 1929 yılında Bunuel ile beraber ‘ Endülüs Köpeği’ni çektiler. Aynı yıl Paul Eluard ve eşi Gala ( Helena İvanova Diakonova) ile tanıştı. Gala’yı görür görmez aşık olan Dali onu her zaman ‘ ruh ikizim’ diye tanımladı. Çift hemen birlikte yaşamaya başladılar ve 1934 yılında ise evlendiler. Bir süre Amerika’da  ve Avrupa’da birlikte vakit geçirdiler. 1936 yılında İspanya’da iç savaşın çıkması buna bağlı olarak 1939’da Francisco Franco’ nun galibiyetini açıklamasıyla Dali, Faşistleri desteklediğini bildirdi. Bu, pek çok sürrealist tarafından tepki ile karşılandı. Andre Breton Dali’ ye ‘ avida dollars’ adını taktı ki bu Salvador Dali’ nin ismini oluşturan  harflerden, paraya düşkünlüğünü vurgulamak adına özellikle oluşturulmuş bir isim, lakaptı. 1942 yılında Salvador Dali’ nin Gizli Hayatı adlı otobiyografisini yayımladı. 1949 yılında Katalonya’ ya geri döndü ve ölümüne dek burada yaşadı. 1982 yılında Gala’yı kaybetmesiyle inzivaya çekildi denebilir. Hatta önce kendini susuz bırakarak ardından da meçhul bir yangınla iki kez pasif intihar girişiminde bulunduğu da rivayet edilir. Ve 23.Ocak.1989 yılında kalp yetmezliğinden hayata veda etti. Ardında 1500’den fazla eser bıraktı. Tablolarının yanı sıra heykel, taş baskı, kitap illüstrasyonları, kostüm, tiyatro dekorları da yaptı.

Dali  Cinsellik ve Ölüm

 

Her daim Gala’ya olan büyük aşkı ile gündeme gelen hatta eserlerini bir dönem ‘ Gala Salvador Dali’ diye imzalayan Dali’ nin cinselliği algılayışı çalkantılı ve karmaşıktı. Onun için cinsellik ölüm demekti. Buna ne yazık ki ölen ağabeyinin hemen ardından 9 ay 10 gün sonra dünyaya gelmesi ile ilintilendirdi  kendi kafasında. Hayatı boyunca cinsel ilişkiye girmedi, sadece mastürbasyon yaptı.Böylece kimse ölmeyecek kendi de ölmeyecekti. Gala ile olan ilişkisinde de her zaman ayrı odalarda yattılar. Dali için resim yapmak ölümü alt etmek demekti. Şövalesi hep yatağının yanı başında durdu. Dokunmaktan ve dokunulmaktan nefret etti. Ergenlik döneminde kendini iktidarsız olduğuna inandırdı. Böylece kendini kadınların ilgisinden uzak tuttu. Zamanını genelde yalnız geçirirdi. Mahcup, en ufak bir ilgi de hemen kızaran genç bir adamdı. İnanılmaz alaycı kahkahalara sahip, yapmacık hareketlerle kendini kamufle etmeye çalışan biriydi. Gala ile ilk karşılaştığında da aynı tepkileri verdiği ama Gala’nın buna pek aldırış etmediği de yazıldı çizildi. Bu da Dali’ nin sonsuza kadar onunla olmasına neden oldu. Gala için ‘‘ Gala beni evlat edindi. Ben onun yeni doğan çocuğu, oğlu, sevgilisiyim. Gala benden ölümün etkilerini söküp attı. Delirmememin nedeni, deliliğimi onun üstlenmesidir ’’ demiştir.

Lorca ve Dali

 

İkisinin biyografilerinde de ‘iyi dost’ oldukları dışında aralarında özel bir yakınlaşmaya dair ayrıntı pek bulunmamaktadır. Lorca eşcinsel olarak bilinir. Dali ise Gala’ya olan aşkı ve bağlılığı ile tarihe geçmiştir. Öte yandan çok yakın oldukları 1922-1926 yılları arasında birlikte vakit geçirip, ürettikleri, birbirlerine ithaf ettikleri eserleri  dikkat çekicidir. Bu dönem Dali için kadınlardan uzak durduğu, onlar sadece ‘erotik fanteziler için gerekli’ diye tanımladığı bir dönemdir. Dali 1924 yılında ‘ stil life – syphon and bottle of rum-’ adlı eserini Lorca için yapmıştır. Sonrasında Lorca Küba ve Amerika’da iken aralarında yoğun bir mektup trafiği olur. Bu mektuplar oldukça romantik ve duygu yüklüdür ama ne yazık ki 40’a yakın mektup Dali tarafından yakılır. Yakın çevresi Dali’ nin bunu imajını zedelememek ve homoseksüel olarak tanımlanmak istememesinden ötürü  yaptığını söyler. Lorca ise daha açık sözlü ve Dali’ ye olan duygularının daha çok arkasında duran bir tavır sergiler. Şiirlerini ona ithaf etmekten gocunmaz. Dali 1966 yılında verdiği bir röportajda Lorca’nın kendisine aşık olduğunu ve hatta iki kez başarısız! birlikte olma girişimleri olduğunu belirtir. Gerçekte neyin nasıl yaşandığı hala bir muamma bir sır olsa da yapıtları bir yap bozun parçalarını bir araya getirmek sureti ile sisli bir dönemi bir parça da olsa aydınlatabilir. İşte ‘Little Ashes’ bunu oldukça duyarlı, dikkatli, özenli yapmaya çalışan baştan aşağı aşkla yüklü iki sıra dışı insanın hikayesine odaklanan iyi bir film.

 

Little Ashes

 

Film 1922 yılı ile açılır. Bu dönem İspanya için sancılıdır. Ülke, ordu, kilise ve zengin toprak sahiplerinin kıskacında yönetilmektedir. Özellikle büyük toprak sahiplerinin  muhafazakar gelenekleri sosyal yaşam, sanat ve cinsellik gibi hayatın tüm köşelerine sinmiştir. Böyle baskıcı bir ortamın içinde, o dönemin entelektüellerinin yetişmesine olanak sağlayan Residencia de Estudiante’de tanışır Federico Garcia Lorca ve Salvador Dali.

 

Dali okula ilk ayak bastığında uzun saçlı, kendine has bir giyim tarzına sahip, utangaç, dışa dönük olmayan, meraklı ve tabii ki resimle yatıp resimle kalkan gencecik bir adamdır. Buna karşın Federico Garcia Lorca Luis Bunuel ile beraber okul çevresinde nam yapmış, tanınan, ‘büyük şair’ diye lanse edilen parlak bir gençtir. Federico, Salvador’u okula gelir gelmez fark eder. Salvador ise tanıştırılmak, fark edilebilmek adına biraz daha ‘temkinli’ davranır. Bir araya gelişlerine Luis Bunuel aracı olur. Gerçek hayatta bu ne kadar doğrudur, kesin bir veri yok. Diğer yandan Salvador’un 20’li yaşlarının başında gerçekten içe kapanık biri olduğu ve Federico, Bunuel, Savador dostluğu ile değişime başladığı gerçeği göz önüne alınırsa, film bu açıdan inandırıcılıktan uzak değildir.

Dali’ nin yine bu ilk gençlik döneminde cinsellikle ilgili takıntılı olduğu bilinmektedir. Filmde bu, bir sahne ile dikkatli sinema izleyicisine aksettirilir.

Üçlü hep birlikte sosyal hayatın içinde boy göstermeye, sanattan politikaya, edebiyattan resme her konuda tartışır, eğlenirler. Filmde bu sahneler dönemi oldukça yalın aynı zamanda başarılı bir şekilde ortaya koyar. Burada dikkat çekici olan unsur : Luis Bunuel’ dir. Federico ve Salvador’a göre çok daha katı bir ahlak anlayışına sahip resmedilen Bunuel’ in gönül, gerçekte böyle olmadığına inanmak istiyor. Bunuel’ in ateist olduğunu, sinema sanatına getirdiği devrimsel anlayışı, aristokrasiyi yerle bir eden onlarca filmi göz önüne alındığında bu kadar katı, ahlakçı olmadığını düşünmek istiyor insan. Diğer yandan ise bu muhteşem üçlü içinde en ‘normali’ yine  Bunuel olunca, acaba mı? diye düşüne bilinir.

Salvador ve Federico bu üçlü dostluğun içinde ayrı bir dostluk oluşturmaya başlarlar. Bunu fark eden Bunuel tedirgindir, öfkelidir ama elinde somut bir kanıt olmadığı için ikisine karşı kırıcı bir tutum sergilemez. Diğer yandan Bunuel Paris’e gitmek ister. Özgür düşüncelerinin orada daha iyi şekillenebileceğine inanır. Bu fikrini ilk olarak doğrudan Federico ile paylaşır ama Federico ‘Endülüslü’ dür. Yazdıkları, hisleri bu topraklara aittir. O, acı çeken ülkesi, ülke insanları için uzaktan bir şeyler yapılabileceğine inanmamaktadır. Bunuel’ in Paris’e birlikte gitme fikrine karşı çıkar.

Bu sahnelerin ardından filme başka bir anlam, derinlik,yorum katan Cadaques (Kuzey İspanya) zamanı gelir. Gerçek hayatta da Federico ile Salvador’un bu yolcuğa çıktığı bilinmektedir. Bu yolculuk ve sonrası ikisinin de sanatsal verimliliğinin yükseldiği bilinmektedir. Filmin bu kısmı senaristtin ve yönetmenin yorum gücüyle şekillenmiştir. Sinematografik açıdan son derece doyurucu, estetik ; hikaye bazında oldukça romantik ve içli bu sahnelerde ‘mavi’ anlamlıdır. Ardından yine gerçek hayatla paralel mektuplaşmalar dönemine tanıklık ederiz. Duygu ve aşk hat safhadadır. Ne yazık ki bu mektuplardan pek azı günümüze ulaşmıştır. (Bu konuda Boston Üniversitesinde Profesör Christopher Mauren’ nın araştırmalarına bakıla bilinir.) Madrid’de tekrar bir araya gelişlerinde Mariana Pineda’ nın oyununun dekorları üstünde çalışırlar. Bu sahne Bunuel’ in bir şeyleri fark etmesi ve tepki göstermesi adına önemlidir. Sonuçta bu sahnenin devamında Bunuel bu üçlü dostluktan kopan ilk halka olur ve gider. Kopacak olan ikinci halka ise elbette ki Salvador’dur. İkilinin seksüel yakınlaşmasında Salvador kendini geri çeker. Kadın kahkahaları ve su sesini andıran bir takım seslerle o anı böler, uzaklaşır. Buna Federico bir anlam veremez. Salvador’un geçmişten getirdiği, bilinç altına işleyen saplantıları ve belki de homoseksüel olarak tanımlanmak istememesi film içinde bu şekilde yorumlanmıştır. Ve Salvador’da Paris’e gider. Sonra tekrar geri döner. Bu sefer ikinci acı dolu deneyim yaşanır. Bu gerçekten oldu mu bilinmez ama Lorca/Dali yakınlaşması ve kopuşu ile ilgili en ‘anlamlı’ ‘özel’ ‘yorumdur’. Burada söz anlamını yitiriyor. Sinema kendi dilinde çok güzel konuşuyor.

 

Yıl 1928. Federico derin acılar içinde ki bu kendi yaşam öyküsünde de özellikle altı çizilen bir ayrıntıdır. Bir yıl sonra Dali ve Bunuel Endülüs Köpeği’ni yaparlar. Avrupa’da büyük ses getiren bu kısa ve sıra dışı film, ne yazık ki Lorca için ayrı bir yıkım olacaktır. Lorca’ nın bu filmin adına özellikle taktığı, Dali ve Bunuel’ in kendisi ile alay ettiklerine inandığı varsayımı filme de konu olur. Çünkü Dali ve Salvador’un yakından tanıdığı tek ‘Endülüslü’ Lorca’ dır. Öte yandan filmin ‘Endülüs’le bir ilgisi yoktur.

 

Ardından ‘8 yıl sonra’ ibaresi ile 1936 yılına gelinir. Artık herkes kendi dalında bir şöhret, bir isimdir. Salvador Dali fazlasıyla ünlü, iyi para kazanan, Gala ile birlikte, dahiliğinin yanına deliliğini de gururla eklemiş biridir. Federico Garcia Lorca ise Kanlı Düğün’ü, Yerma’ yı çoktan yayımlamış, şiirleri daha geniş kitleler tarafından okunan, takdir ve hayranlık gören biridir. Politik duruşu net, cinsel tercihi herkesçe bilinmektedir. Yazarların faşizmi kınayan bildirisini imzalar. Bu sahne gerçek hayatla sadece bu olay adına örtüşmekle kalmaz aynı zamanda Lorca’ nın hitabet sanatında ne kadar başarılı, konuşurken kendini dinleyenler üzerinde ne kadar etkileyici olduğuna dair de bir tasvir niteliği taşır. Filmde acı sona yaklaşmadan önce Dali ve Lorca’ nın son kez görüşmelerine tanıklık ederiz. Aslında Lorca katledildiğinde Dali’ nin Paris’te olduğu, haberi alır almaz İspanya’ya geldiği bilinmektedir. Böyle bir görüşme ‘eğer gerçek  olsaydı’ dan yola çıkarak tasarlanmış olabilir. Gerçekle bağlantı kurulabilecek en önemli özelliği sahnenin Dali’ nin gerçekten ‘değiştiğidir’. Artık Dali eski anarşist, isyankar Dali değildir. Evet hala şımarıktır ama bu dahi olmanın şımarıklığından ziyade biraz paranın şımarıklığıdır. Her şey bir yana artık sadece Gala vardır. Dali’ nin hayatının merkezidir. Belki de en önemlisi Dali politik açıdan bir zamanlar Madrid’de yaşayan Dali’ den çok uzakta, Franco’cuları destekleyen bir adam olmuştur. Bir zamanlar kendine yaşam enerjisi ve yaratma aşkı veren Lorca’ nın katillerini savunan bir Dali! Bunları vermek adına hayali bile olsa bu ‘son görüşme’ sahnesi önemlidir.

 

Lorca, arkadaşlarının ısrarına karşı gelerek memleketine gider. Aslında arkadaşının evinde yakalanan Lorca, filmde ailesini ziyaret esnasında ‘piyano’ çalarken Franco’cuların baskınına uğramış gibi gösterilir. Bir piyanist arkadaşının katledilişini safça polise bildirmek isterken aslında kendi kuyusunu kazan Lorca’ nın piyano çalarken yakalanması belki tüm bu olaylara dramatik bir yaklaşım olabilir. Filmin son kareleri, Lorca’ nın kurşuna dizilişi, Salvador Dali’ nin bir an Salvador, bir an Dali oluşu sinema adına sinema sever olarak izlemeye değerdir.

 

Film, Federico Garcia Lorca ile Salvador Dali’ yi 1922-1936 yılları arasında Lorca’ nın dizelerinden Dali’ nin renklerinden anlatır. Arka fonda Lorca’ nın şiirlerinin orijinal dilinde bir dua misali fısıldanışına kimi zaman Dali’ nin tabloları da eşlik eder. Bu hem görsel açıdan hem de zihinsel bir bütünlük oluşturur. İlk önce Lorca’ nın hayatı gibi gelse de film, Dali’ nin hayatı ile de detaylandırıldığı için ikisini bir ele almak anlamlıdır. Gerçekte yaşananlardan ziyade yorumun daha ağır bastığı, ama senaryolaştırılan bu yorumun da sadece hayal gücüne dayanmadığı göz önüne alınmalıdır çünkü ortada ikilinin dostluğundan, yakınlaşmasından doğan onlarca resim ve şiir ve az sayıda da olsa mektup vardır. Bunlar ‘öylesine’ yazılmış ya da resmedilmiş olamazlar. Evet bir şey vardı. Ama neydi? Nasıldı? Yanıt Paul Morrison’nın gözünden bu şekilde beyaz perdeye yansımıştır. Oyunculuklara gelinirse Lorca’yı canlandıran Javier Baltran hem fiziksel hem ruhen yaşayan (oynayan değil) Lorca’dır. Dali’yi canlandıran Robert  Pattinson ise genç kızların hayali, yakışıklı, parlak bir vampirden çok daha fazlasıdır. O da oynamamış, özellikle bazı sahnelerde yaşamıştır. Hangileri olduğuna siz karar verin…

 

Kaynakça

 

Federico Garcia Lorca, Bütün Şiirleri ( Çeviren : Erdoğan Alkan)

Varlık Yayınları, İstanbul, 1.basım,2007

 

www.salvador-dali.org

 

www.lctreview.org

 

www.answers.com

 

 

Bahar Altay

 

bahaltay@gmail.com

Benzer Yazılar

  • Benzer yazı yok



1 Yorum yapılmış " Lorca ve Dali İçin ‘ Küçük Küller’ "

  1. sezen diyor ki:

    Elinize sağlık. Bir kez daha son derece kapsamlı bir yazı olmuş.
    Lorca ile ilgili yazdığınız ayrıntılar oldukça etkileyici.
    “Dali’nin renklerinden ve Lorca’nın dizelerinden anlatılan bir film”
    olduğunu yazmışsınız. Bu kulağa çok cezbedici geliyor. Filmi çok merak ettim.

    Teşekkürler

Yorum Yapın

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.

sinema
Kültür,Sanat Sinema