Roman Polanski’nin 2002 yılı yapımı Piyanist adlı filminde, Polonya’nın işgali sırasında Wladyslaw Szpilman adında yirmi sekiz yaşında Yahudi bir piyanistin hayatta kalma mücadelesi anlatılmaktadır. Gerçek bir öyküye dayanarak yapılmış bu filmde Wladyslaw Szpilman, yetenekli ve gelecek vaat eden bir piyanisttir ve bir radyoda piyano çalarak, konserler vererek ve beste yaparak hayatına devam etmektedir. Ancak Nazilerin Polonya’yı işgal edip Yahudileri Varşova gettolarında toplamaya başlamasıyla hayatları zorlaşmaya başlar. Öncelikle Yahudi oldukları için etiketlenirler, aşağılanırlar. Hakları gittikçe sınırlanır. Bir süre sonra işkence görmeye, acımadan öldürülmeye başlarlar. Sonrasında gruplar halinde trenlere bindirilerek götürülürler. Szpilman bir şekilde götürülmekten kurtulur. Ancak gettoda zorlu hayatı devam eder. Arkadaşlarının yardımıyla kaçar ve aylarca saklanır. Kimi zaman yiyecek bulamaz, hastalanır, ses çıkarmaması gerektiği için piyanoya dokunamaz. Hayalinde çalmaya devam eder. Kaçmaya da…Saklanarak, aç kalarak, ölümlere, çatışmalara şahit olarak hayatta kalır. Son olarak bir Alman subayın yardımıyla yakalanmaktan ve açlıktan ölmekten kurtulur. Sonunda özgürlüğüne kavuşur ancak bu süreçte bir sürü insanın ölümüne tanık olmuş ve ailesini kaybetmiştir.
Steven Spielberg imzalı 1993 yapımı Schindler’in Listesi ise yaşananları bir başka gözle ele almaya çalışmıştır. Oskar Schindler, paraya, içkiye ve kadınlara düşkün ve fırsatçı bir Alman iş adamıdır. Çok para kazanma amacıyla Nazilerin üst mertebesiyle sıkı ilişkiler kurar ve Yahudileri işçi olarak kullanmaya başladığı fabrikasını açar. Onun için önemli olan olabildiğince ucuza iş gücünü kullanmak ve kar elde etmektir. Yahudilerin maruz kaldığı zulüm ve haksızlıkları görmezden gelir. Bu süreçte fabrikasında çalışmak Yahudiler için bir kaçış haline gelir. Schindler’in bütün işlerini yürüten yardımcısı, pek çok Yahudiyi vasıflı işçi göstererek ölümden ve işkenceden kurtarır. Zamanla Schindler’in olan bitene kayıtsız kalamaması üzerine amaç, para kazanmaktan ziyade Nazilerden olabildiğince Yahudiyi kurtarmaya dönüşür. Artık gaz odalarının kullanılması, insanların yakılmaya başlanması üzerine Schindler, aslında işlemeyen bir silah fabrikası kurarak 1100 Yahudiyi kurtarır ve bunun için kazandığı bütün parayı harcar. Geri kalan hayatını kötü giden bir evlilik ve iş yaşamıyla noktalar. Ama “Schindler Yahudileri” onun sayesinde hayatlarına devam edebilmişlerdir.
Roberto Benigni yapımı Hayat Güzeldir (1997) de Yahudi soykırımını ele almaktadır. Guido hayata neşeyle bakan Yahudi bir garsondur. Bir öğretmen olan Dora’ya aşık olur ve onu sürprizleriyle etkilemeyi başarır. Bir başkasıyla evlenmek üzere olan Dora, Guido ile evlenir ve bir oğulları olur. Fakat Naziler, Guido ve oğlunu Yahudi olmaları nedeniyle bir toplama kampına gönderir. Dora da gönüllü olarak kampa gelir ve burada işkence dolu günler başlar. Ancak Guido, oğluna başından beri bunun bir oyun olduğunu ve kurallara uymaları gerektiğini söyler. Bütün zorluklara rağmen gülümsemeyi ve gülümsetmeyi başarır. Ama hiçbir şey yaşanan kötü olayları engelleyemez.
Travmatik Yaşantılar, Dünya, Diğerleri ve Kendi…
Bu üç film, insanlık tarihinin en acı olaylarından birini, Yahudi soykırımını ele almaktadır. Pek çok ülkede tartışması yasaklanmış olan bu olay, geniş bir kitleyi etkileyen travmatik bir yaşantının örneğidir aslında. Bir olayın travmatik olarak değerlendirilebilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Örneğin güçsüzlük ve çaresizlik durumunun oluşması gerekir. Bu üç filmde de Yahudilerin haklarının, mallarının ve varolma şanslarının ellerinden alınışı adım adım anlatılmaktadır. Yaşamlarına ciddi kısıtlamalar getirilerek neredeyse hiç hareket alanı bırakılmamıştır. Nerede, kimlerle ve hangi şartlarda yaşayacakları, ne yiyecekleri, ne yapacakları, ne yapmayacakları neredeyse tamamen dış güçlerce belirlenmiş ve dahası aşağılayıcı durumlara maruz bırakılmışlardır. Sinek avlar gibi rasgele öldürülmüş, karşı koyma ya da haklarını arama şansları tamamen ellerinden alınmış, dolayısıyla çaresiz bırakılmışlardır. Bunun yanında yaşamları için ciddi bir tehdidin var olması gerekmektedir. Filmlerde de görüldüğü üzere varlıklarına karşı müthiş bir saldırı ve tehdide dayanmak zorunda kalmışlardır. Nedensiz yere dövüldükleri, kurşuna dizildikleri ve zehirlendikleri, hiçbir yere kaçamayacakları bir dünyada ayakta kalmak söz konusu olmuştur. İnsan oğlunun en temel güdüsü, hayatta kalma güdüsü, çok ciddi bir şekilde tehlikededir ve başa çıkma mekanizmaları çoğunlukla yetersiz kalmaktadır. Bu da milyonlarca insanın hayatının sonlanması ve geriye kalanların yaşanılanların iziyle hayata devam etmesi anlamına gelmektedir.
İnsanlar yaşamlarını anlamlandırmayı üç şekilde yaparlar: Dünyanın güvenilir olup olmadığını, diğerlerinin güvenilir olup olmadığını ve kendilerinin değerli olup olmadığını ele alarak şemalarını oluştururlar. Eğer dünyanın ve diğerlerinin güvenilir olduğu, kişinin değerli olduğu inançları varsa yaşanan travmatik bir olayda bu düşünceler sarsılır.
Filmlerde sergilenen yaşantılara baktığımızda son derece güvenilmez bir dünyada hayat mücadelesi verdikleri düşünülebilir. Nazilerin işgal ettiği, kaçacak bir yerin kalmadığı, her köşe başında tek bir kurşunla öldürülebilecekleri bir yerde var olmaya çalışmaktadırlar. Yiyecek bulamamaktadırlar, soğuktan korunamamaktadırlar, doktor ve ilaç bulamamaktadırlar. Yani varolan tehlikeler Nazilerden ibaret değildir ve güvenilir bir dünyada bulunmamaktadırlar.
Diğerlerinin güvenilir olup olmadığını değerlendirmek ise sınırlı bir çerçevede mümkündür. Diğer milletlerle bağlantıları neredeyse kalmamıştır. “Diğerleri” diye adlandırabildikleri kişiler sadece korunmaya çalıştıkları Nazilerdir ve onlara başta güvenirler ama zamanla her şey daha acı bir hal alır. “Daha kötüsü de olabilirdi” dedikleri Gettolardan ölüm kamplarına gönderilirler. İşkence ve şiddet artar. Naziler dışındaki insanlar çok daha uzak görünmektedir. Dolayısıyla diğerleri de güvenilmezdir.
Kendilerinin değeri konusunda ise aşağılanmalar ve dıştan gelen bir değer verilmeme göze çarpmaktadır. Her ne kadar yansıtılan bir boyun eğme ve kabullenmişlik söz konusu olsa da Yahudilerin değersizliği ne kadar içselleştirdikleri tartışılır. Çünkü kendilerini “iş gücü” olarak nitelemiş ve değerli kılmışlardır. Hatta bu nedenle ölüm kamplarına inanmak istemezler. Yine de kendilerine yapılan “alt sınıf” muamelesini kabul eder ve beklentilere uygun hareket ederler.
Travma ve Sonrası
Travmatik yaşantılar kişiler ve gruplar üzerinde derin izler bırakabilirler. Bu izler kalıcı veya geçici olabilir. Ciddi kaygı bozuklukları, çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, işlevsel olmayan tutumlar ve davranışlar geliştirilebilir. Ama bunun yanında travma sonrasında gelişim de mümkündür. Yaşanan olumsuz olaylardan yola çıkarak kişi ya da gruplar hayata daha farklı anlamlar vererek, olay öncesine göre daha olumlu koşullara ve yaşantılara sahip olabilirler. Bu açıdan baktığımızda genel olarak bir değerlendirme yapmak kolay olmamaktadır. Ancak filmlerde dikkati çeken ve belki de böyle verilmek istenen bir iyimserlik ve mizah anlayışı söz konusudur. Olumlu bir bakış açısına sahip olmak, umut etmek ve gülümseyebilmek başa çıkma konusunda Yahudi halk için avantaj sağlamış olabilir. Bunun yanında kendi içlerinde sosyal desteklerinin güçlü olması da dikkati çeken olumlu bir unsur olarak değerlendirilebilir. Hayatta kalma mücadelesinde zaman zaman kendi aralarında sorunlar yaşasalar da birbirlerine olan destekleri etkileyici bir boyuttadır. Sahip oldukları sınırlı kaynakları paylaşmaları, birbirleri için risk almaları, her şeye rağmen beraber keyif alacakları durumlar yaratmaları yaşananlar karşısında dayanıklılıklarını arttırmış olabilir.
Yaşanan bu travmatik olayı sinemaya olduğu gibi aktarmak ne kadar mümkündür tartışılır. Ancak üç filmde de yaşanan zorluklar, acı, çaresizlik olabildiğince gözler önüne serilmiştir. Belki de kullanılan üslup bir hayli yumuşak ve mizahi olabilir. Yine de bu tarihi gerçeğin etkilerini kestirmek ve az çok değerlendirmek adına bu filmleri ele almak faydalı olabilir.
Home » Burcu Sevim, Haberler, Makaleler » Sinemada Toplumsal Bir Travma : Holokost
Sinemada Toplumsal Bir Travma : Holokost
Etiketler: Burcu Sevim, holokost, holokost hakkında yazı, sinema haberi, sinema haberleri













