Home » Editörden, Haberler » Sinemanın Gladyoları

Sinemanın Gladyoları

gladio2Sinemamız elden gidiyor! Her gün iğrenç filmler ekliyoruz sinema tarihimize. Biz millet olarak en harika şeylere layık iken, önümüze konulanla yetinir olduk. Biz, gündüz kuşağındaki salak evlilik programlarına, aileler arası ensest ilişkileri anlatan dizilere; dinciyiz diye geçinen bir kanalın, reyting uğruna, ekranda linç edercesine sorduğu sorular karşısında, 14 yaşında bir kızın hayatının yok oluşunu izlemeye mahkum olduk. Yıllarca Türk Sineması’nın erotik dönemini eleştiren bizler değil miydik? Şimdi ne farkı var geldiğimiz durumun? Daha beteriz. Erotizm pornoya doğru gider oldu. O zaman neden suçladık Zerrin Egeliler’i, Figen Ay’ları?.. Neden basmadık bağrımıza da kopardık kendimizden?

Yazının devamı için tıklayınız

Benzer Yazılar

Etiketler: ,



3 Yorum yapılmış " Sinemanın Gladyoları "

  1. Murat Ünal diyor ki:

    Merhaba,
    Yazınızın giriş bölümünde “Yıllarca Türk Sineması’nın erotik dönemini eleştiren bizler değil miydik?” diyerek fazla indirgemeci bir söylem kullanmışsınız. Bu dönem, eleştirilmesi gereken bir dönemdir (her dönemin muhasebesi yapılabilir). Zira, ilgili dönemin bir ‘furya’ olarak isimlendirilmesi kolay yoldan para kazanılmaya çalışıldığının, izleyicinin istismarına dayalı bir durum olduğunun göstergesidir. Bu filmler, eş zamanlı olarak neredeyse tüm Avrupa’da yetmişlerin cinselliğe daha özgür ve hoşgörülü yaklaştığı bir dönemin ürünüdürler. Bizde ise daha çok, Yeşilçam’ın ekonomik bunalımla baş edebilmesinin kısa vadeli bir çözümü olarak ve sosyo-ekonomik bir buhran yaşayan sesi her anlamda kısılmış bir toplumun (daha çok alt sınıftan erkeğin) bir tür ‘yardım’ çağrısı olarak okunmalıdır.
    Bu filmlerin kötü yanı 1974 ve 1980 arasındaki dönemde neredeyse bütün bir sinema sisteminde egemen olmaları ve seyirci profilinin heterojen dokusunu bozmalarıdır. “Özellikle de seks gücünü arttıran haplar, koku formülleri, babadan oğula miras kalan randevuevleri, erkeklik organı nakilleri gibi cinsel güldürü öğeleri üzerine kurulan bu tür komedi anlayışı aileyi, kadın seyirciyi, sinemadan kaçırırken yerine arabesk ve lümpen bir erkek toplumunu getirecektir.” Bazı erotik güldürülerin içinde, ilginç sinemasal trükler ve toplumsal değer yargılarına ilişkin malzemeler vardır. Genellikle, “düzeysiz” diye kestirilip atılan bu filmlerin, toplumsal muhalefet yolları tıkanmış bir toplumun ideolojik, sosyolojik ve psikolojik coğrafyasını anlamada önemli veriler sağlayacağına inanıyoruz.
    Söz konusu filmlerin, dönemin toplumsal ve siyasal koşullarıyla anlamlı ilişkileri vardır. Atilla Dorsay bu dönemle ilgili olarak, “ilginç olan bu akımın en azgın dönemlerini ‘Milliyetçi Muhafazakâr’ MC koalisyonları döneminde yaşamış olmasıdır. Bu söz konusu iktidarların, sansürü siyasal sinema üzerinde yoğunlaştırırken, sokaktaki adama verdikleri bir küçük ödün, bir popüler ‘uyku ilacı mıdır?” sorusunu sormaktadır. Zira her türlü özgürlükçü fikri şiddetle bastıran MC iktidarlarının, konu erotik filmler olunca başlarını başka tarafa çevirmesindeki çifte standart bu konunun önemli bir yönüdür.
    Bu durum karşısında ahlakçı bir tavır takınıp söz konusu filmlere yüklenmek kolaycılıktır. 1979 yılında Yeşilçam’da çekilen 195 filmin 131 tanesi çoğu 16 mm. olan çeşitli düzeylerde cinselliğe yaslanan erotik filmlerdir. Bu manzaranın bir ülke sineması için ne denli zararlı ve tehlikeli olduğu açıktır. Diğer yandan, bir yıl sonra gerçekleşen 12 Eylül askeri müdahalesinin ardından gelen yılda bir tek bile erotik film çekilmemiş olması, özgür bir toplum için ve siyaset adına daha da tehlikeli bir göstergedir. Yazınızda belirttiğiniz gibi bazı sanatçılar değildir eleştirilen, onlara kimsenin pek birşey dediği de yok zaten. Sorun apoletli darbeci zevata hala döneme ilişkin tek bir soru sorulmamış olmasıdır. Bir irdeleme yazısında “iğrenç” diye tabirler kullanmanızı ise yadırgadım. Hangi sinemasal okumalar üzerinden hangi filmleri beğenmediğinizi nesnel biçimde ortaya sermeniz daha şık olurdu.

    Sevgilerimle.

    Murat Ünal

  2. Çağla diyor ki:

    Merhaba,

    Yazdıklarınız gerçekten çok doğru.Ben ve diğer bir çok sinema ve televizyon öğrencisi de aynı dertten yakınıyoruz.Fakat işin en acı yanı bazı akademisyenlerin bize ” Sizin alanınız çok geniş bir alan, herkesin bu bölümü okuyarak yönetmen olması gerekmiyor.Yarışmanız gereken çok kişi var.Bu alanda kendisini geliştiren ve film çekmek isteyen herkes film çekebilir.” diyerek bu durumu içselleştirdiklerini göstermeleri.Akademisyenler bile bu durumu kabullenmişse durum gerçekten vahim!

    Ödül almış bir çok gereksiz filmin de sırf ödül aldı diye öğrenciler ve akademisyenler tarafından göklere çıkartılması da geleceğin sineması bunlara kaldıysa yandık diye düşündürüyor insanı.

    Herkes bildiği işi yapsa sanırım sadece sinema alanında değil her alanda ilerleme gösterebileceğiz fakat ne yazık ki herkes herkesin işini yapıyor günümüzde.Yazık…

    Teşekkür ederim böyle güzel bir yazınızı bizimle paylaştığınız için.Benimle aynı düşünceleri paylaşan insanların olduğunu bilmek çok güzel.

  3. Necati Doğan diyor ki:

    Ellerinize sağlık. Eleştirileriniz zannımca hafif dahi kalmış. Türkiye’de sinema adına tekel olmak bir yana dursun, sağda solda sesini çıkartıp sinema adına güzel işler yapmaya çalışan herkesin başını ezmektedir bu gladyolar. İnanın Türkiye’de sinema adına Ulusal çapta birçok oganizasyon ve proje yapmış birisi olarak, karşılaştığım çirkin örnekler saymakla bitmez. Bunları tektek dillendirmenin manası yoktur ama yapılabilecek en güzel hareket yapılanları belgeleyip halka ve sinema camiasına afişe etmek, devletin gerekli kurumları ile ısrarcı bir şekilde görüşmektir. Sizlerden ricam böyle bir platformun artık kurulması gerektiğidir. Fırsatçılara ve yankesicilere sanat başılığı altında soytarılık yapanlara bir dur demenin zamanı geldi de çoktan geçiyor.
    Kısaca “oturmuşlar besin zincirinin tepesine, oh doğal düşmanları yok zaten…”

Yorum Yapın

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.

sinema
Kültür,Sanat Sinema